Mahkeme

NASIL GELDİNİZ BU HÂLE? Gelmedim hâkim bey, getirildim. Kolektif bir çabanın ürünü olarak karşınızda bulunmaktayım. Sayın insanların çok emeği vardır üzerimde. NEDEN BURADA OLDUĞUNUZU BİLİYORSUNUZ. Evet, evet, toplumun huzurunu bozuyormuşum. Toplumun o kirlilikten siyah gözüken gri duvarlarla çevrili, ucuz kumaştan bayraklarla donatılmış huzurunu kaçırıyormuşum. Onlar da benden şikayetçi oldular. NASIL BOZUYORMUŞSUNUZ HUZURLARINI? Bilmiyorum, var olarak sanırım. Onlardan biri olmayarak. Duvarların ardını göstererek. Konuşuyorum onlarla. Siz bu değilsiniz diyorum. Siz bu değilsiniz. Kendinize bunu yapmayın. Uyanın artık. Uyanın ve bu rüyaya bir son verin artık. SİZE Mİ DÜŞTÜ İNSANLARI UYANDIRMAK? Bana düştü hâkim bey, bana ve uyanan herkese. NASIL BAŞLADI PEKİ HER ŞEY? Tam olarak bilmiyorum ama hep vardı sanırım. Ya da ben daha çocukken başladı. Hiçbir zaman olmam gerektiği gibi değildim.  Akıllı uslu bir çocuktum ben. Hiç yaramazlık yapmazdım. Çok başarılı bir öğrenciydim. Annemin, babamın hatta köşedeki bakkal amcanın bile sözünden çıkmazdım. EE NE GÜZEL İŞTE. Nesi güzel hâkim bey. Çocuk dediğin böyle mi olur. Ne olurdu ben de diğerleri gibi olsaydım. Karşıki berberin camı haftada iki değil de üç kere kırılsaydı. Ayten teyzenin ziline basıp kaçan çocuk sayısı bir fazla olsaydı ne olurdu. Ben hayata hep geç kaldım. Bunların farkına vardığımda yaşım epey geçmişti. O saatten sonra berberin camını kırsam berber utanmıyor musun yaşından başından diye kulaklarıma yapışır, Ayten Teyze de sapık var diye mahalleyi ayağa kaldırırdı. Geç kalmıştım. Önce çocukluğum kaçtı ellerimin arasından, sonra gençliğim. Hayatımı yakalayamadım. Hastayım ben hâkim bey, yaşamayı bilmiyorum. ÖYLE ŞEY OLUR MU CANIM YAŞAMAYI BİLMEMEK DE NE DEMEK? Yaşamak. Yedi harfli bir kelime. Sözlük karşılığı ise canlılığını, hayatını sürdürmek. Ama kimse sözlükte yaşamanın anlamına bakmaz. Onlar metruka ya da menkıbeye bakarlar sadece. Çünkü yaşamayı zaten bildiklerini düşünürler. Siz de biliyor musunuz yaşamasını hâkim bey? Böyle mi yaşıyorsunuz siz, sadece nefes alarak? KONU BEN DEĞİLİM SİZSİNİZ. Evet konu benim. Ben küçükken çok hüzünlü bir çocuktum. Çocuktum, üzülecek hiçbir şeyim yoktu. Arkadaşlarımla oynamam gereken zamanı gelecekte yaşayacağım kötü günlerin ağırlığı altında ezilerek geçirirdim. Daha o zamandan belliydi yani bende bir tuhaflık olduğu. Bu çocuk biraz şey. Ne biliyim çocuk gibi değil yani. O zamanlarda bile mahalleliyi huzursuz ederek başlamıştım işe. Seneler önce berberin camını kıramayan P de aynı P’ydi. Ben değiştiğini düşünsem de sanki hiç büyümedim. Başladığım yerdeyim, içimde bir yer hâlâ aynı. Hep bir eksiklik. Dolduralamayan bir boşluk. İçimde bir kavga, kim kazanırsa kazansın benim kaybedeceğim, ya da çoktan kaybettiğim. Bilmiyorum. Ne kendimi ne de başkasını bilmiyorum. Yaşamayı da nefes almayı bildiğim kadar biliyorum zaten. BİLİRKİŞİ RAPORUNA BAKILIRSA GERÇEKTEN HASTASINIZ. Hastayım hâkim bey, çok hastayım. Bilirkişi doğru biliyor. Dünya kadar büyük bir sahnenin içindeyiz. Oyunla ilgili her şeyi oyunun içindeyken öğreniyoruz. Oynadığım bu oyun canımı acıtıyor hâkim bey. HİÇ Mİ UMUT YOK SİZCE? Var hâkim bey. Umut var, ama anında buharlaşıyor. PEKİ BU HASTALIĞINIZLA TOPLUMUN HUZURUNU BOZMAYA NE ZAMAN BAŞLADINIZ? Ben, hâkim bey, oldum olası insanların huzurunu kaçırmışımdır aslında. Ama bir gün geldi dayanamadım. Konuşmak istedim. Konuşmak. Sadece içimden bağırmak yetmiyordu artık. Ben de konuşmaya başladım. Bağırdım avazım çıktığı kadar. Ey mış gibi yapan insanlar dedim. Ey memleketimin kandırılmış insanları. Artık mış gibi yapmayın lütfen. Midemi bulandırıyorsunuz. En güzel rüyam dediğiniz bu kâbustan uyanın artık. Deli herhalde dediler ilk başta aldırmadılar. Onlar beni ciddiye almadıkça ben onları daha çok ciddiye aldım. Tek tek konuşmaya başladım hepsiyle. Biz mutluyuz bizi rahat bırak dediler. Hayır dedim, hayır, mutlu falan değilsiniz siz. Mutluluğun endüstrisi var artık, mutluluk yok. Mutlu olduğunuza inandırıldınız sadece. Tıpkı özgür olduğunuza inandırıldığınız gibi. Tıpkı öğretmene yanlış cevap verdiğinize, daha küçük ve uygun fiyatlı bir ev bakmanız gerektiğine, ayağını yorganınıza göre uzatmaya, artık evlilik yaşınızın geldiğine, büyük boyun daha ekonomik olduğuna, toplum içinde böyle konuşulamayacağına, bacak bacak üstüne atmanın ayıp olduğuna, küçükleri sevmek büyükler saymak gerektiğine, bu şafaklarda yüzen al sancağın sönmesinden korkmamaya, sekiz saatten fazla uyumamak gerektiğine, kara kedinin uğursuzluk getirdiğine, adaletin mülkün temeli olduğuna, Almanlar yenilince bizim de yenilmiş sayıldığımıza inandırıldığınız gibi. NE DEMEK İSTEDİĞİNİZİN ANLAŞILDIĞINI SANMIYORUM SAYIN P MAHKEMENİN BÖYLE ŞEYLERLE UĞRAŞACAK VAKTİ YOK LÜTFEN AÇIK OLUN. Boş verin hâkim bey, anlamasınız da olur. Ben bile kendimi anlayamıyorken başkalarından anlamalarını beklemiyorum. Ben hep böyleyimdir zaten. Karman çorman. Elime yüzüme bulaştırırım her şeyi. İki üç güzel cümle kurmayıvereyim ardından hemen saçmalamaya başlarım. Hiçbir zaman düzgün bir yazım olmadı mesela. İtinayla başladığım ilk satırları nasıl olduğunu anlayamadan karalamaya çeviriverdim hep. Zorla olmuyordu işte, zorla güzel olamıyordum. Ama hayır adil bir yargılama beklemiyorum. Çünkü siz de tıpkı onlar gibisiniz. Onların adaletinin dağıtıcısısınız sadece. SAYIN P ÇİZGİYİ AŞIYORSUNUZ. Ben çizginin hiçbir zaman gerisinde durmadım ki hâkim bey. En geri hâlim bile çizginin yüz seksen üç metre ilerisindeydi hep. Varsın onlar istediklerini iddia etsinler. Etsinler. Hatta siz de onları haklı bulun. Bütün istediklerini verelim onlara. Dünyaları verelim. Verelim ki artık derin bir nefes alsınlar. Başları göğe ersin artık. MAHKEMEDE  OLDUĞUNUZU UNUTMAYIN LÜTFEN. Unutmuyorum hâkim bey. Hayatım boyunca da unutmadım, unutturmadılar. Doğduğum günden beri hep onların mahkemelerinde yargılandım. Her seferinde de suçlu bulundum. Hatta nasıl oldu bilmiyorum ama kendi mahkememde bile müebbet yedim. Cezamı hâlâ çekiyorum. PEKALA EKLEMEK İSTEDİĞİNİZ BAŞKA BİR ŞEY VAR MI? Yok hâkim bey, söyleyeceğim hiçbir şeyin bir anlamı yok kimsenin nezdinde. Fazla ışık da karanlık gibi gözün görmesini engeller. PEKALA YAZ KIZIM SAYIN SANIK P’NİN MÜEBBETİNE…

Bu öykü Ot Dergi Mart 2017 sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir