Tapınak

07:00 Evimin yuva sıcaklığında uyanıyorum. Gerçekten sıcak mı bilmiyorum. İşe gitmeden önceki ritüellerimi gerçekleştiriyorum. Elimi yüzümü yıkıyorum. Temizleniyorum. Dişlerimi fırçalıyorum çünkü gülerken güzel görünmeleri gerek. Bir de tabii ağzım kokmamalı yoksa kimse yanıma yaklaşmak istemez. Takım elbisemi giyiyorum. Temiz, yeni ütülü. Karımın bütün gün evde iki çocuğa bakmasının yanısıra başarıyla gerçekleştirdiği görevlerinden biri de bu. Bizler iş adamıyız. Bu da bizim üniformamız. Büyük işler yapabiliriz ama önlüğümüzü çıkaramayız. 07:15 Üniformanın ağırlığını hissediyorum omuzlarımda. Sonra aynaya bakıyorum. Geçiyor hemen. Ben önemli ve saygın biriyim. 07:32 İşe gitmek üzere yola çıkıyorum. Bugün arabayla gitmek istemiyorum nedense. Bir değişiklik yapıyorum. Kalabalık caddelerden geçiyorum. İnsanların birbirleriyle göz göze gelmemek için çaba sarf ettiği duraklar boyunca ilerliyorum. Kapı açılıyor. Herkesin kendini yalnız hissettiği bir kalabalık olarak sokaklara dökülüyoruz. Gökyüzüne uzanan binalar boyunca ilerliyoruz. 08:26 Bugün bir değişiklik daha yapıp peynirli poğaça alıyorum fırından. Fırıncı şaşırıyor. Neyse ki o kadar çok sıra bekleyen var ki bir şey söylemesine fırsat vermeden çıkıyorum dükkândan. Tıpkı benim gibi üniformalıların çalıştığı tapınağa giriyorum. Ve mesai başlıyor. İnsan taklidi yapmaya çalışıyorum. 08:34 Günaydınlar, cevabı merak edilmeyen nasılsınızlar, otomatikleşen teşekkürler, göz göze gelince yapay gülümseme moduna geçen dudaklar havada uçuşuyor. Günaydın. Günaydın. Merhaba. Nasılsınız? Günaydın. Bugün yine çok iğrenç görünüyorsunuz. Yapacak çok şey var. Bizim departmanda iki kişiyi işten çıkardılar. Onların işleri de bize yüklendi ama olsun. Bizi de çıkarmasınlar da. Alışkınız ne de olsa. Size de kolay gelsin. Kaçıncı katta ineceksiniz? Asansörün düğmesine tekrar basar mısınız? Teşekkür ederim. İyi günler. Kolay gelsin. Merhaba. Nasılsınız? Çok iyiyiz bugün yine. Günaydın. Günaydın. Günaydın. Sessizlik… 08:47 Neyse ki uğultuları biraz olsun azaltan bir dört duvara sahibim. Kahvemi dolduruyorum. Poğaçalarımı yerken fırıncının bakışı geliyor gözümün önüne. Düşünmemeli. Pencereden dışarıyı izliyorum. Karşıdaki inşaat sonunda bitmiş. Bizimkinden de büyük devasa bir yapı olmuş. Neon reklam tabelalarıyla modern ve rahat çalışma ortamı vaadediyor. Akıllı ofisler, akılsız insanlar. 09:13 Kapı çalıyor. Düşüncelerim bölünüyor. Girin. Bugün yine çok önemli işler yapmam gerektiğini öğreniyorum. Anlaşmalar, toplantılar. İmzalayacak bir sürü belge birikmiş bir de. Önemli biri olduğum için benim imzalamam gerekli. Basıyorum ben de imzayı. Anlaşsınlar yeter ki. İşler bir an önce bitse de eve erken gidip aylardır izlemeyemediğimiz o filmi izlesek karımla. Tabii çocuklar da sorun çıkarmazsa. 11:58 Öğle yemeği vakti geliyor. Herkes içi rakamlarla dolu kartları ellerinde ne yemek istediğini soruyor kendine. Firmamız karnınız tok kalbiniz boş çalışın diye günlük yemek parası vermekte, ayrıca ayaklarınız hayallerinize doğru koşmasın diye servis imkânımız da mevcut. Her şey sizin için, her şey. Yeter ki köle gibi çalışın. 12:01 Yemeğimi yemekhanede değil dışarıda yemeye karar verdim. Yemek yiyecek yerlere bakınırken fırının önünden geçiyorum. Ne büyük hata. Fırıncıyla göz göze geliyoruz. Hesabı isteyen bir müşteriyle ilgilenmesini fırsat bilerek hızlı adımlarla ilerliyorum. Dönüşte bu yoldan geçmeyeyim. Hatta bir daha bu yoldan hiç geçmeyeyim. Çünkü o biliyor. Her şeyin farkında. 12:14 Yemekte tanıdık üniformalılarla karşılaşıyorum. Oturmak zorunda kalıyorum. Havadan sudan muhabbetler ediliyor. Muhasebe müdürünün yeni çocuğu olmuş. Dün akşamki derbide hakem yine yanlış kararlar vermiş. Asistan kızlardan biri bugün diyete başlamış. Yeni işe başlayan adamın yakında çocuğu olacakmış. Birlikte en fazla  geçirmek zorunda olduğumuz zamanların huzursuzluğunu bunları konuşarak çekilir kılmaya çalışıyoruz. Birbirimizle sadece boş muhabbetler ederek kendimizi korumayı öğrendik. Güvenmiyoruz. Her gün selam verdiğimiz adama, işimiz düşünce yardım istediğimiz insan kaynakları elemanına, her öğlen birlikte yemek yediğimiz asistanlara. Güvenmiyoruz. Günde ortalama 9 saat düzenli olarak güvenmemeye programlıyoruz kendimizi. Geri kalan zamanda da güvenmeyi öğrenecek pek vaktimiz kalmıyor. 12:53 Yemek molası çabuk geçti. Hayret. Zaman bazen çok hızlı akıyor gerçekten. Tutmak istiyorum… Fırının önünden geçmemek için yolu uzatarak tapınağa dönüyorum. 13:15 Geç kaldım. Toplantı çoktan başlamış bile. Hep o fırıncının yüzünden. Diyemiyorum. Kusura bakmayın geciktim. Biraz rahatsızım da. Baya rahatsızım hatta. Neyse. Biz anlaşmamıza bakalım. On lira biz kazanalım iki lira siz. Ee olacak o kadar. Büyük balık küçük balığı yutar. Anlaştık o zaman. Gidin şimdi. Yine bekleriz. 14:32 Şimdi daha önemli insanlara raporlar yazalım. Kâğıtları süsleyip püsleyip gönderelim. Onlar da kendilerini çok bir şey sansınlar. 15:10 Bugün bölümdekilerden birinin doğum günüymüş. On dakikalık pasta kesimi ve iyi dileklerden sonra herkes yeniden yapacakları işlerden, acil yollanması gereken birtakım evraklardan, henüz imzalanmamış sözleşmelerden konu açıyor. Ortalama bir iq değerine sahip herkesin yapabileceği işleri yapıp dünyayı kurtarıyormuş gibi davranıyorlar. 16:28 Karaladığım süslemeler ve akrostişim çok beğenilmiş. Teşekkür ederim efendim. Teveccühünüz. Size de iyi günler efendim. 17:16 Çıkış saati geçti bile. Bugün de mesaiye kalmış oldum sanırım. On dört sene önce işe girerken sabah dokuz akşam beş diye anlaşmıştım oysa. Karıma telefon ediyorum. Hayatım diyorum. Anlıyor. Olsun diyor önemli değil. Çok yorgunum zaten. Başka zaman izleriz. Günler bitmedi ya. Günler bitiyor ama. Baksana nasıl da geçiyor zaman. Kızımız ilkokula başlamış, oğlan desen iki ay sonra bir yaşında olacak. Yıllar hızla akıp gidiyor. Diyemiyorum hiçbirini. Tamam hayatım diyorum. Geç gelirim. Beni bekleme. Her şeyden önemli evrakları yetiştirmek için çalışmaya başlıyorum yeniden. 21:19 Tapınaktan yarın tekrar aynı şekilde bulmak üzere ayrılıyorum. İyi akşamlar efendim. İyi akşamlar. Efendim iyi akşamlar. İyi akşamlar. Efendim. Efendin batsın senin. Benim efendim de batsın. Tapınak yıkılsın ve bütün efendiler altında kalsın. İyi akşamlar. İyi akşamlar. 21:34 Yine kalabalıkların arasına dalıyorum. Sabahki bezgin suratların yerinde yine bezgin suratlar var. Hâla göz göze gelmekten korkuyorlar. Belki de bir göz göze gelseler ağlayacaklar. Ondan bu yoğun çaba. 22:16 Herkesin kendini yalnız hissettiği kalabalıklar boyunca ilerleyerek eve varıyorum.  Çocuklar çoktan uyumuş. Karım da onları uyuturken uyuyakalmış. Ses yapmış olacağım ki uyanıyor birden. Sen mi geldin diyor. Evet diyorum. Ben geldim. Yemekler tezgâhın üstünde, yedikten sonra dolaba koymayı unutma diyor. Cevap vermiyorum. İştahım yok. Yemekleri yemeden dolaba koyuyorum. Üniformamı çıkarıyorum. Efendimlerden arınması için kirliye atıyorum. Omuzlarımdan bir yük kalktı. Ne kadar da ağırmış meğer… Elimi yüzümü yıkıyorum. Üniformasız ne kadar farklı göründüğümü fark ediyorum. O kadar da önemli biri değilmişim gibi geliyor. Biraz yaşlanmış ve gerçekten gülmeyi unutmuş bir surat görüyorum karşımda. 22:27 Düşüncelere dalamayacak kadar yorgunum neyse ki. Soğuk yatağa giriyorum. Hâlbuki ev çok sıcak. Ya da ev gerçekten sıcak mı bilmiyorum. Karım uyanır gibi oluyor. Sağından soluna dönerken yemeği dolaba koyup koymadığımı soruyor. Cevap bekliyor mu bilmiyorum. Yeniden uyuduğuna bile eminim ama koydum diyorum. Kimsenin kendini yalnız hissetmediği kalabalıkların rüyasına dalıyorum.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir